18 Ağustos 2012 Cumartesi

Sonunda, Akçakoca..


Bayramda heyecanlanmak için biraz büyük sayılmaz mısın diyebilirsiniz. Ama çoğu insanın içinin geçmiş olması benim içimdeki çocuğun eteğimden çekiştirip "salla iş kadını olmayı, hadi gidelim yolumuz uzun, hadi hadi.." demesine engel değil. Bu çocuk bayramlarda bunu yaparken gün içinde neler yapıyor tahmin bile edemezsiniz..

Bugün Ramazan bayramı nedeniyle İzmir’den Akçakoca’ya gidiyorum. Önümde 10 saatlik işkence gibi bir yol var. Şimdiden bahisleri açalım, otobüste 10 saat boyunca kaç bebek çığlık atacak? Ben üstün deneyimlerimle en az iki derim. Hoş çocuk çığlığı tamam da önümdeki amcaların kucağıma kadar indirdikleri koltuklarında horuldamalarına ne demeli. Yine mükemmel bir otobüs yolculuğu beni bekliyor, orası kesin... Eskiden anneme yalvarırdım bir kez otobüs yolculuğu yapıyım, nolur diye. Ah şu filmler ahh... Herşeyi saptırmasalar biz gençler daha düzgün şeyler için anne ve babamızın burunlarından getirebilirdik. Şimdi anneme "anne ya arabayla mı gelsem" diyorum da 10 saat dile kolay.. Yolda "5 kez durup ay oram buram" diyeceğime ve üç kez depoyu doldurmam gerekeceğine göre(o benzin parasına Paris'e uçak bileti alınır, hem de gidiş dönüş), otobüste bir ön koltukta horlayan amcaya verip veriştirmek daha tercih edilesi.. 

Amma konuştun diyorsunuz her zamanki gibi. Tamam o zaman ben hemen özet geçiyorum. Gidiiyoruuuuumm.. Bol oksijenli ve dalga sesleriyle uyuyabileceğim bir yere gittiğimden bu heyecan. Ayrıca çok yaşanmışlık var orada. Güzel anılarını saklamayı tercih ettiğim bir çok yaz yaşadım. Geri dönüp baktığımda hep gülümsediğim anılara gitmek nasıl mutlu etmesin beni..




Bavul hazırlıkları dün bitti. Her zaman yaptığım gibi kesin almam gerekenlerle aldıklarım arasında büyük bir fark olacak. Varsın olsun yahu.. Boks eldivenim yanımda ya o yeter bana. Malum 10 saat yolculuktan bahsediyoruz inince lazım olabilir. Ya da aralarda ;)  (yaşasın photoshop;)) 




Bilet nasıl? Zaman makinasına binmeden 50 yıl geriye gitmek için yapılması gereken tey şey ücra köşelere giden otobüs firmalarına uğramak. Konuşmalar, içerideki “eski” kokusu, otogarı belki de 5 dakika önce aramış olmasına rağmen “abi iyi misin?” diye hal hatır soran adam.. 

Akçakoca neresi, nasıl bir yer, neler var bu ufacık yerde.. Tüm soruların cevapları ben oradayken sizlerle buluşacak (bu cümleleri TRT beni keşfetsin diye kuruyorum, çaktırmayın;)). Ama birazcık fikir vermek adına işte sabah kalktığımda ilk görüntümüz...


Akşam eve gelince... 


İşte ben buraya gidiyorum. Görüntü sizi kandırmasın. Deniz yazın sadece bir kaç haftasında böyle olur. Genelde kocaman dalgalar vardır. Malum Karadeniz.. Bu dalgalarda yüzmeyi öğren, sonra Ege denizinde genzim yandı, gözüm yandı, burnum diye dalama bile.. Ahh karadeniz ahhh.. Ege'de neler çekiyorum bir bilsen.. ;))  


Tamam daha fazla uzatmıyorum.. Son olarak bol bol el öpmek (iphone ekranlarına koruyucu yapan şirketlere sesleniyorum, bu tip zamanlarda bizim dudaklara da bir formül üretsek fena olmaz!), su gibi tatlı tüketmek ve kafa işten başka her şeyi düşünmek için hazırsaaaaaa.. Herkese iyi bayramlar.. ;)

Buket

2 yorum:

  1. harika bi yazı daha..gitmiş kadar oldum canım, tadını çıkarın..iyi tatiilerr..:)))

    YanıtlaSil
  2. yazılar okunurken trt belgesel kanalındaki programlardaki buğulu, tok o kalın adamın sesi varya bir an duyar gibi oldum. ( dış ses ) İnsanları ellerinden tutup adım adım akçakoca sokaklarında gezdirmek istercesine bir davetkarlık var sözlerinde. Ama bavulundaki boks eldiveniyle bunu tehditkara dönüştürdün birden bilesin...

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...