28 Ağustos 2012 Salı

Tutun elimden, sizi Akçakoca'ya götürüyorum..


Kapayın gözlerinizi. Tamam siz kapamayın, siz okuyun... Ben bir yandan yazıp bir yandan hayal kurabilirim.. 

Şu an içimi sıcacık yapan bir yerden sesleniyorum size.. Arkamdaki açık pencereden dalgaların sesi geliyor.. Karadeniz'in dalga sesleri hem de. Burası Akçakoca. Benim çocukluğumu geçirdiğim, bir ömürlük anılarla doldurduğum, fırtınalarla arkadaş olduğum, dalgalarda komşularımızın ellerinde yüzme öğrendiğim, sokakta biber bulup ağzıma yüzüme sürüp çok küçük yaşta doğal botoks ile tanıştığım, aşkı öğrendiğim, belki de öğrendiğimi sandığım, dostlarım olduğu, dost olduğum yer.. Çok uzun bir yazı sizi bekliyor. Demedi demeyin... ;)


Yahu nerede ki bu Akçakoca diyenlere google amcamız sağolsun, işte burada diyoruz. Akçakoca Düzce'nin bir ilçesi. İstanbul ve Ankara’ya yaklaşık 2, 2.5 saat uzaklıkta. Öyle bakıldığında ay aman uzakmış demeyin hemen.. Ben Üniversitedeyken bozuk paralarımı aylarca birleştirip kaçmıştım buraya (Şiiişştt.. Bu hala bir sır;)). 



Bu sefer aman Ege olsun, aman güney sahilleri olsun demeyin. Eğer uzun yıllardır oralarda tatil yaptıysanız Akçakoca'da çok farklı çehreler sizleri bekliyor olacak. Bir kere ilgi var bu şehirde..Hem de cüzdanınıza değil, sadece size J



Tam bir tur rehberi gibi davranıp, sabahtan yapılacaklara başlayalım.. Sabah geldiniz Akçakoca’ya.. Parlayan Kentimiz size kalabileceğiniz güzel otellerin listesini çıkarmıştır bile. Hangisinde yer varsa kalın.. Hepsi güzeldir, eviniz gibi ;) 




Hemen eşyalarınızı yerleştirdiniz odanızda, giydiniz bikininizi şortunuzu, şimdi atın kendinizi sokaklara. Öyle büyük bir yer değil Akçakoca, o yüzden nereye gitmek isterseniz isteyin Çınar’a bir şekilde çıkarsınız :). Tüm kafelerin bulunduğu, akşamları kapanan şu kocamaaan ana caddelerdendir Çınar. Boşuna Çınar Caddesi denmiyor buraya. Yıllanmış Çınar ağaçlarından alıyor adını.. 




Yazları babam çalışırken Akçakoca’da annem ve abimle kalırdık. Temmuz ayının güzelim havasından sonra Ağustos sonuna doğru fırtınalar başlardı. Küçükken anneme ve abime sarılıp  fırtınalarda Çınar dallarının rüzgardan bir o yana bir bu yana sallandığını izlediğimizi hatırlıyorum.. Denizin içine içine yıldırımlar düşerdi, şimşekler bir an zıplatırdı ama ne abim, ne annem, ne de ben korkardık.. Sokakta oluşan ufak seller, deli gibi yağan yağmur, rüzgarın sesi, önümüzde dans eden Çınar ağaçları.. Hepsi huzur verirdi. Hala korkmam fırtınalardan. Hala huzur verir yağmur.. 



Anıları savuruyoruz kafamızdan, devam ediyoruz gezintiye. Daha çok başındayız anılar için.. 

İndiniz çınara. Deniz karşınızda, dönünüz sağa. Etrafı izleye izleye yürüyoruz. Yorulmaktan değil de birazcık denizi izlemek ve nefes almak için rengarenk banklarımızda dinlenebilirsiniz.. 



Yok ben hem yürürüm hem de deriin nefes alırım diyorsanız yolun sonuna doğru bir geriye bakın.. Limana kadar tüm sahil önünüzde.. 



Çuhallı çarşısına doğru gidiyoruz. Bu tarafta gençlerin çalıştığı bir çok plaj var. 



Her şey el emeği. Plajların çoğunun tabelaları bile ;) 


Plajlarda genelde görebileceğiniz önemli bir uyarı.. Deniz dalgalıysa dikkatli olmakta fayda var. Malum deli Karadeniz'den bahsediyoruz. Canım Belediyem uyarmadan, korumadan, kollamadan edemez :) 


Hadi durmayın daha kimsecikler yokken kapın en önlerden şezlongunuzu ;) Sonradan çok kalabalık olur demedi demeyin.. 


Deniz keyfimizden sonra etrafta birazcık oyalanabiliriz. 


Şehrin içinde böyle bir site kapısı gören olduysa el kaldırsın. İm-kan-sız  ;) 



Peki ya bahçesinde böyle güzel bir mazara? 



Plajdan çıkıp Akçakoca oteline doğru yürüdüğünüzde hemen karşınızda Ayazlı tepelerini görebilirsiniz. Küçükken annemin çocukluk arkadaşı Elektrikçi Hakkı dayımıza akşam yemekleri için giderken Ayazlının karanlık sokaklarından arabayla geçerdik. O kadar iyi hatırlıyorum ki o sokaklardan geçerken bu evlerde yaşayan cadıların yolumuzu keseceğinden, beni alacaklarından korktuğumu. Bugün olduğu gibi o zaman da kocamandı hayal gücüm :) 


Aslında Ayazlı hem merkeze yakın olup hem de uzak olmak isteyenler için bire bir. Merkezin gürültüsü yok. Müstakil evler, deniz için plajlar yerine koylar var.. 

Şehirde yaşayıp da doğanın sanat eserlerine hayran kalmak elde mi? Sahile atılan kayalar doğal sanat eseri haline gelmiş.. 



Peki ya terk edilen sandalımız. (İçimdeki romantik yine çıkma peşinde..;))



Tamam tamam geri dönüyoruz.. 



Sol tarafımızda Akçakoca otelini bırakıyoruz.. Akçakoca'nın simgesi bu otel.. Tabi yenileri de geliyor. Akçakoca'nın diğer ucuna inanılmaz güzel bir Otel yapmışlar. Arap bir iş adamı mı almış ne.. Geneli bitmiş ama tamamlanmadı diyorlar. Yani tamamlanmayan hali bile mükemmel gözüküyor. Kim olursa olsun sahibi, iyi ki almış adam. Böyle böyle gelişecek Akçakoca.. Şimdi gelsin turistler gelsiinnn ;)) 


Sürekli dağılıyorum. Siz dağılmayın.. Neyse devam ediyoruz... Uzaklaşmadan bir kez daha bakın şu güzelim yerleşime. Yan tarafta minnacık Villalar, önünde sportif gençlik için tenis sahası, birazcık ilerisinde gölgede serinlemek için parklar.. 




 Her yerde buluyorum hippi mippi bişeyler.. Eskiden yük taşıyormuş, şimdi kuşlara yemek sunuyor parkın tam ortasında. Pek güzel pek :)





Parktan ilerledikten sonra Çuhallı çarşısında Uygun Oto Yıkama'nın (ah çocukluk ahh..) sokağının başında beni şok eden işte bu manzara var.. Akçakoca'da bir sanat atölyesi.. Bu güzelim atölyenin içinde resimler, heykeller, kolyeler daha nice şeyler var.. Öğle arası diye kapısı kapalı. Olsun bir gün tekrar uğrarız elbet.. Gurur duydum, çok da sevdim.. 





Çuhallı çarşısından tekrar Çınar Caddesine doğru ilerliyoruz. Sağ tarafımızda 4 kitabı 20TL'ye alabileceğiniz bir kitapçı duruyor. Önünde de mat toz pembe bir Mercedes. Khıhıahsdhsgjha  değinmeden edemiyorum arabaya :) Kıskankçlık naparsınız diyelim de kimsenin kalbi kırılmasın ;)) 



Yolumuz birazcık var.. Çok geride bırakmadan Kumsal Büfeden bir şeyler alabiliriz. Örneğin bir dondurma...Hımmm :) 



Çınar Caddesini geçtik.. (Çınar'da belediyenin projeleri yüzünden kazılar var. Hepsi bitsin Çınar'ı da o zaman resmederiz. Nasıl olsa gelicez daha;)) Sıra yukarki çarşıda.. Genel olarak devlet daireleri burada. Belediye, Adliye, Orman bişeyi ve Ticaret odası... Sempatik mi sempatik Ticaret odası görülmeye değer.. İnşallah bir gün kocamaaan bir bina olur..  



Akçakoca'nın en önemli geçim kaynaklarından birisi de Balıkçılık. Hemen çarşının içinde çok güzel bir limanımız ve etrafında size Karadeniz'in en güzel lezzetlerini sunabilecek restoranlarımız var. 







Restoranlardan oluşmuş kısacık bir cadde burası.. 






Tamam tüm restoranlar güzeldir ama Metin abimizin yeri bir başka.. Limanın en sonundaki bu restoranın adı Hamsi. Çok güzel bir manzarası var. Lezzetler de mükemmel. Görür görmez hemen sarılıyoruz.. "Amma büyümüşsün" bir de ondan geliyor. Eee ne de olsa küçücükken dalgalarda bir elimi o, bir elimi abim tutardı.. 





Limanın ucuna ilerlediğinizde Esentepe'yi görebilirsiniz.. Akçakoca'nın en yüksek mevkisi.. Çay bahçeleriyle kaçışlar için bire bir.. 


Şu an limanın tam anlamıyla ucundayız.. Gemiler limana bu boğazdan giriyorlar.. 



Balıkçılar hemen aşağıda, oltaları, ipleriyle uğraşıyorlar. Atlet son liman modası ;)  



Açılan bir tekne geri geliyor.. Bir teknem bile yok diip dolu dolu gözlerle balıkçılara bakıyorum.. Bakıyorum hiç tepki yok. Duygusuz balıkçılar..  



Denizle uğraşan insan ayrı olur der hep babam. Kafasını dağıtmak, tamam tamam, daha çok bizden kaçmak istediği zamanlarda limana gelir. Adamınki de kafa tabii arada bir mola lazım. Hele yazın biz Akçakoca'dayken evin trafiği öyle yoğun olurdu ki bir bakardık babam yok.. Sonra usul usul gelmiş, gülümseyerek hem de.. :)



Yurdum çocuğu yine yasak sularda. Kimsenin bir şey dediği de yok. Ben de gülümsüyorum ama bir yandan "su yutma evladım liman burası, sana diyorum su yutma diyoruumm", diyorum da çocukların kendi kahkahasından başka bir şey duydukları da yok ki..




Limandan çıkarken son kez bakıyoruz Esentepe manzarasına.. Bu köşeyi bu kadar geç keşfettiğimiz için kendimize de kızıyoruz aslında.. 



Limandan çıkar çıkmaz, balık istemem başka ne var diyenlere cevap geliyor.. Bizim Ev, Akçakoca Mutfağı. Yöresel yemekleri bu butik, şirin lokantada bulabilirsiniz..


Çok eski Akçakoca evlerinden.. Cibiliyetsiz apartmanların yanında inci gibi maşşallahh.. 


Akçakoca camiisi garip gurup yapısıyla ünlüdür. Çocukluğumdan beri annem kızım bir dondurma yedin geri kalan paranı at hadi camiye der o minicik kutudan ne zaman geçsek cepte kalanları attırırdı. Ahh anne ahh damlaya damlaya göl olurdu. Belki benim de pembe mat Mercedesim olurdu..ajsldjafshksjdflh.. susuyor devam ediyorum.. 


Sıcağı gördüğünde bukalemun olabilen amcalara bir örnek. Pek de sevimli kendisi ;) 



Akşam olduktan, yemekler yenildikten sonra güneş batırmadan dinlenmek olmaz.. Akçakoca'da bir ayrı batar güneş. Etrafı önce kızıla boyar, sonra usul usul kaybolur. İşin garip yanı her gün gidiyorum der gibi kaybolur, ertesi gün aynı şeyi tekrar yaşatır. Belki onun bile kırgınlıkları vardır buraya. O bile veda etmek isteyip edemeyenlerdendir... Bağlar Akçakoca kendine. Havasıyla, suyuyla, kokusuyla, insanıyla.. 


Gün batımı her yerinde apayrıdır hem de.. 




Batan güneşten sonra sıra geldi günü keyif yaparak bitirmeye.. 1999 depreminden sonra durulmuştu Akçakoca. Eski yönetim de sağolsun Karadeniz’in önemli bir turistik bölgesi olan bu güzelim yerde her şeyi yasaklamıştı. Çınarı bile kapatmadıkları günleri hatırlıyorum. Sonunda değişti tabi... Şimdilerde yaz kış açık restoranlar, canlı müzik yapan barlar, farklı tatları deneyebileceğiniz kafeler var. En sevilenlerinden biri Marina Cafe Bar. 4 katlı binanın her katında bistrolar var. Canlı müziğe her katta rahatlıkla eşlik ediyorsunuz. Yok ben canlı müzik için değil, sevdiğim arkadaşlarımla yayıla yayıla sohbet edip bir şeyler içmeye geldim diyorsanız, durmayın doğru terasa.. Gidin armutlarda uzanın. Gözünüzün içine bakan garsonlardan biranızı rica edin, sevdikleriniz, çereziniz ve manzaranızla bu güzelim mekanın keyfini çıkarın.. Manzara nasıl mı? 


Terastan bakıldığında limanın bir ucu ve Esentepe tarafı.. 





Kafanızı direk kaldırdığınızda güzeller güzeli limanımız.. 



Durun yahu yorulduk mu? Ama ben uzun bir yazı sizi bekliyor demiştim.. Tamam tamam daha fazla tutmuyorum sizi.. Sayenizde tekrar yaşamış oldum kısacık bayram tatilimi.. 

Şimdiye kadar bahsettiklerimiz Akçakoca'nın merkezinde gün içerisinde yapabileceğiniz şeyler. Eğer arabanız varsa kesinlikle Ceneviz Kalesinde kale manzarası ile çay için. Edilli'de piknik, Cumayerin'de mangal yapın, Fakıllı Mağarasına gidin ve Aktaş köyünde Şelale'ye doğru yürüyüş yapın... 

Anlatmakla bitmez ki benim Akçakoca'm.. Yılda bir kaç kez orda olsam da benim için çok özel bir yerdir kendisi.. Neyse biz keyfimize devam edelim Marina'da dostlarımızla.. Bir de kaldırın biraları bu sefer Akçakoca'ya içelim..

1 yorum:

  1. benim hayalim dunyayi gezmek.insallah bir gun bu dilegimi hayata gecirirsem,gittigim her yerin fotografini cekip paylasacagimmmmmmmmm...Aylinnnnn

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...