30 Aralık 2015 Çarşamba

Hallooo Amsterdam!

Biipp biiipp.. (Karavanımla yanınızda duruyorum. Kocaman direksyona sarılmışım içerden mutlu mutlu müzikler geliyor.) “Eeee ne duruyorsun? Hadi atla Amsterdam’a gidiyoruuuzz!!” diyorum. Ne dersiniz, benimle Amsterdam'a gelir misiniz? ;))

Son zamanlar dünyam pause tuşunda takılı kalmıştı, madem zamanım var, vizelerim var tutmayın nen beni dediimm ve kızların da gazıyla attım kendimi yollara. Önce Frankfurt’a gidip çocukluk arkadaşlarımla buluştum, sonra birlikte arabayla düştük yollara.  O kadar çabuk gelişti ki her şey elimizde bi yol haritası (bakınız resme), güle oynaya çıktık yola. Tabii üç saat yanlış yolda gidip geri dönmemiz de bize güzel bir anı olarak kaldı ;)) Siz siz olun navigasyonsuz çıkmayın otobana.. 

 (Çantamdaki süsleri bir yerden hatırlayan var mı? Bakınız reçineden ıvır zıvırlar tarifine. )

Ne büyük özgürlük yollarda olmak.. Hele ki dostların da yanındaysa daha ne ister insan dimi ama? Dostlarım derken sizi de unutmadım tabii.. Fiziken yanımda olmasanız da Japonlar gibi her şeyin resmini sadece sizin için çektim.. Eee hadi başlayalım Amsterdam'ı turlamaya.. 


Amsterdam'a gider gitmez en çok dikkatimi çeken şey uyum oldu.. Eskiyle yeni öyle bir uyum içinde ki şaşırmamak elde değil. Bir yanda çok modern bir metro hattı, bir yanda tarihi binalar, gotik yapılar, arabalar, bisikletler.. Nasıl bir uyum var size anlatamam. Valla helal Hollanda'lı amcalarıma. Ayakta alkışlıyorum onları ;) 





Kocaman gibi gözükse de Amsterdam’da her yer birbirine çok yakın. Şehrin içinde belirli yerlerde bulunan bisiklet yolları ulaşımı bisikletle yapmaya imkan sağlıyor. Boşuna Amsterdam’a bisiklet cenneti denmiyor. Baksanıza hale.. Arkadaş ben AVM’de arabamı bıraktığımda bulamıyorum, bu insanlar bu kadar bisiklet arasında “bu benimki” nasıl diyor acaba. Ben kendimi biliyorum, benim bisikletim fosforlu ve ışıklı olmadığı sürece her gün başkasının bisikletine binmeye çalışabilirdim J  


Eğer siz de bizim gibi plansız gittiyseniz, hemen kendinizi kanal turuna atın derim. Bölgenin kanalları UNESCO tarafından dünya mirası sayılıyor. Zaten şehri çok özel ve benzersiz yapan da bu kanallar bence.. 

Şehir merkezinin farklı yerlerinden kalkan turlarda bir çok alternatif mevcut. İster gündüz turistik gezi, ister gece “vur patlasın çal oynasın gezisi” yapabilirsiniz. Tur kapsamında size Amsterdam’ın tarihi, ünlü sanatçıları, yapıları ve Amsterdam hakkında bilmediğiniz bir çok şeyden kısacık bahsediliyor. 

Mesela eskiden Hollanda'lılara peynir kafalılar denirmiş. Malum Hollanda ev yapımı peynirleriyle ünlü. Savaş zamanında devlet köylülere miğfer veremediğinden köylüler kafalarına peynir tulumlarını takıp savaşa öyle gitmişler. Diğer ülkeler buna hem gülmüş, hem de cesaretlerine hayran kalmış. Eee vatan sevgisi.. 

Biz bir saatlik Lovers turuna katıldık. Adı niye Lovers hiç bilmiyorum. Gayet efendi efendi şehri dolaştık, kulaklıklarla tarihini, yapısını dinledik.. Bu arada kulaklıklarda Türkçe seçeneği bile mevcut. Düşünün artık ne kadar Türk turist çekiyor bu şehir. 




Kanal turu esnasında suyun üstündeki evler kesinlikle dikkatinizi çekecektir. Eskiden liman olan şehirde kalacak yer bulmak büyük bir sorunmuş. Bu nedenle gemi şeklinde suda yüzen evler inşa edilmiş. Şu an bu evler kanallarda sabit kalabiliyorlar ancak kesinlikle izinsiz hareket etmeleri yasak. Resimler bir yere kadar size bir de ufacık video çektim. Müzik de benden size gelsin.. ;) 

video


Kanallar inanılmaz sistematik yapılmışlar. Tam bu noktada 7 köprüyü net bir şekilde görebiliyorsunuz. Alın size şehir sistemi. Adamlar balçık üstüne şehir kurmuşlar mis gibi yaşıyorlar.. Ah biraz örnek alsak ahh..



Şehri dolaşırken evlere bakakalıyorsunuz. Evlerin hepsinden zarafet akıyor. Hepsinin kendine özgü bir yapısı olmasına rağmen kesinlikle otantikler. Zaten bu evler milli miras sayıldığından evlere sahip olsanızda yapacağınız değişikliklerde izin almanız gerekiyor. Evde bir resterasyon olacaksa da kesinlikle bütünlüğü bozmayacak şekilde otantik yapının korunması isteniyormuş.



Bu evler neden böyle daracık diyorsanız cevabı çok basit. O dönemlerde evlere verilen vergiler arazide kaplanan alana göre alınıyormuş. Akıllı Hollandalılarda evleri geniş değil yüksek yapmış. Evlerin çatılarındaki ufak çıkıklıkta geniş pencerelerden eşya sokmak için kullanıyormuş.

Evlere baktığınızda sizi şaşırtacak bir diğer şey de hafif eğimli olmaları. Amsterdam’ın zemini balçıktan oluştuğundan evleri sabitlemek için evler kazıklara oturtulmuş. Ama bu bile balçığın zamanla kaymasına ve evlerin yamulmasına engel olmamış.

Amsterdam iki bölgeye ayrılmış. Kuzey ve güney bölümlerine geçişlerde belediye bedava vapurlar koymuş. Vapurlar hem bedava hem de 7/24 çalışıyorlar. Haydi belediyeye bir alkış daha alalım ;)

Gelelim gece hayatına.. Gece 12'ye kadar herkes sokaklarda. Kanallar, bisikletliler, etrafta şarkı söyleyenler.. Her şey var sokaklarda..




Amsterdam’ın en tıklım tıklım alanı Red Light. Bu bölgede.. Hıımm.. Nasıl desem :) Bir çeşit windows shopping mevcut :) Kadınlar pencerenin ardında fosforlu bikinileriyle pembiş bir ışığın altında duruyorlar. İşte gerisini anlattırmayın.. :) 

Kime sorsak aynısını söylüyor. Bu ticaretin önüne geçmek imkansız. Ama bu bölge sayesinde bunu meşrulaştırırken hem turistik bir özellik katılıyor hem de malum ticaret kontrol altına alınıyormuş. İşler o kadar düzenli ilerliyor ki o pembiş pencerelerin arkasında olur da bir sorun çıkarsa diye “acil” butonu bile varmış. Kadın bastığında hemen polis gelip duruma el koyuyormuş.

Bölgeyle alakalı tek ve en önemli uyarım sakın ama sakın kadınların resmini çekmeyin. Hele bir çekin kadınlar size nasıl saldırıyor görürsünüz. Biz bir arkadaşımızla buluşmak için telefonla konuşurken bile kadınların çemkirmelerine maruz kaldık. Aman diyim J

Çok acayip dimi? Ama gariplikler bununla bitmiyor. Olay o kadar meşrulaşmış ki Red Light bölgesinin başlangıcında kilise ve onun hemen yanında özel günlerde kraliçenin kaldığı söylenen bir yer mevcut. Olaylar baya baya iç içe yani.. Gitmişken kesinlikle görün. Zaten etraf olabildiğine insan dolu ve hiç kimse sizi rahatsız etmiyor. Aaa bir de polisler bile o kadar sevimli ve tatlı ki gel bi hatıra fotoğrafı çekelim diyorsunuz, kızarıp “tabii neden” olmasın diyebiliyorlar. ;) 

 (P.s.: Tabii bizden polisle konuşacak kişiyi seçmek kolay olmadı. Kıran kırana geçen taş makas kağıt müsabakasından sonra gülme krizine girmiş sağdan ikinci arkadaş kaybetti ve tıpış tıpış tatlı polisin önüne bizi attı. Neymiş arkadaşları resim çektirmek istiyormuş. Bak sen ya.. :) Yağma yok diye onu da sürükledik. En güzel anım oldu, saatlerce güldük desem yeridir. ;)))

Bilen bilir Amsterdam’da coffeshoplarda az miktarda kenevir (marihuana) satışı serbest. Hollanda yasal sistemine göre mariano “soft drug” olarak geçiyormuş. Diğer uyuşturucuların hepsinin kullanımı kesinlikle yasakken, Hollanda da 18 yaşından büyükseniz belli oranda kullanabiliyorsunuz. Coffeshopların çoğuna girerken kimlik kontrolünden geçiyorsunuz. Kapıda kimliğim istendiğinde resmen adama sarılıp ağlamak istedim. Malum 3’le başlayan yaş krizi J


İster sigara şeklinde ister kek içinde deneyebiliyorsunuz. Bir kişinin maksimum alabileceği miktar 5 gram. Yasal olarak yani. “Denemek” kelimesini bilinçli kullandım çünkü denedikten sonra niye insanların bunu tekrar tüketmek isteyecekleri konusunda inanın hiç bir fikrim yok. Kekin yarısını yemeden önce kahkaha atan, acayip mutlu olan ben, kekin etkisiyle bir anda dünyayı sorgulamaya korkmaya falan başladım. Gereksiz yani kek mek, benim kafam onlarsız daha iyi diyor ve konuyu kapıyorum. ;)


Kanalları gezdik, gece hayatında birazcık takıldık ama bunlar yapılabileceklerin sadece çok azı.. Amsterdam tam anlamıyla bir turist memleketi. Mütemadiyen kalabalık ve müzelere giriş çat kapı gelen turistler için (bizim gibi yani) büyük işkence ve zaman kaybı. Siz siz olun müzelere girmek için önceden biletinizi alın ve mümkünse hafta içi bir gün erkenden gidin.Eğer ben tüm müzeleri görücem, hasretim sanata tarihe, bol bol zamanım da var diyorsanız bence en mantıklı hareket bir CITY PASS almak. Bu kart sayesinde hem uzun kuyruklarda telef olmuyorsunuz, hem de Madame Tussauds, Rijksmuseum, Van Gogh, Heineken Müzeleri, ünlü bahçeler ve hayvanat bahçelerine tek kart ile girebiliyorsunuz. Kart fiyatı 62 €.

Amsterdam tarihi boyunca hem dini hem de politik bir çok konuya tölerans göstererek yaklaşmış. Nazilerden yahudileri saklamaya çalışmış, insanların dinini rahat rahat yaşayabilmeleri için gizli kiliselere ev sahipliği yapmış.. Söylentilere göre çoğu evin nazi döneminden kalma gizli bölmeleri günümüzde de mevcutmuş. Bu dönemi ve insanların yaşadıklarını anlamak için gidilecek en önemli adres Anne Frank Evi..

Anne Frank müzesinde bir mağazanın içindeki kütüphanenin ardında açılan gizli bir bölmede 2 yıl yaşayan 8 yahudinin öyküsüne tanık oluyorsunuz. 2 yıl burada saklandıktan sonra Naziler tarafından bulunup saklama kamplarına gönderiliyorlar. Bu 8 kişiden sağ kalan sadece Anne'nin babası.. Anne savaşın bitimine haftalar kala ne yazık ki ölüyor ama günlüğü 13 yaşındaki küçük bir kızın dilinden o günleri anlatarak ölümsüz bir anıt olarak kalıyor..


13 yaşındaki Anne Frank günlüğünden o günler için yazılmış bir cümle.. Ne kadar anlamlı, hala ne kadar geçerli.. 

 "One day this terrible war will be over. The time will come when we will be people again, and not just Jews! We can never be just Dutch, or just English, or whatever, we will always be Jews as well. But then, we'll want to be."

"Bir gün bu korkunç savaş bitecek. İnsanların sadece yahudi değil, insan olduğu zaman tekrar gelecek! Biz asla sadece Hollandalı, İngiliz ya da başka bir şey olamayız, biz her zaman Yahudi de olacağız. Ama o gün, olmak isteyeceğiz."

anne frank house amsterdam ile ilgili görsel sonucu

Uzuuun sıra yüzünden bu eve giremezseniz girmiş kadar olmak için web sitesini ziyaret edebilirsiniz. http://www.annefrank.org/. 

Ne yazık ki bizim Van Gogh, Madame Tussauds, Rijksmuseum müzelerine, Rambrant'ın evine gidecek zamanımız olmadı. İnşallah onları da bir sonraki planlı programlı gidişimizde görebileceğiz. Hem insanları hem kendisi çok güzel bir şehir Amsterdam. Gidilmeli görülmeli, doya doya zaman geçirilmeli.. 

Aaa bir de.. Beyaz ayakkabımı hatırladınız mı? O gün kendimi yollara atıp dünyayı görmeyi, bir yerlere gitmeyi ne kadar istediğimi yazmıştım size. Bakın ayakkabım üzerindeki ilk çizimi yaptım bile. Bence siz de kendinize bir çift beyaz ayakkabı alın ve hiç usanmadan görmek istediğiniz yerlere gitmek için planlar yapın, üşenmeyin ve gidin.. Dünya kocaman ve çok güzel. Olduğunuz yer olabileceğiniz tek yer asla değil.... 


(Karavanımı evinizin önüne yavaşça park ediyorum. Siz de ben de biraz yorgunuz ama değdi gülümsemesiyle birbirimize bakıyoruz. Bir de güzel sarılıp, bir sonraki kaçamağımız için sözleşiyoruz. Siz kapıyı kapıyorsunuz, evinize doğru giderken ben arkanızdan sesleniyorum. "heeeyyy 2016 bizim yılımız sakın unutmaaa!" siz de ben de gülümsüyoruz, birbirimize el sallıyoruz ve ayrılıyoruz.. ) 

Sabırla yazının teee sonuna kadar gelenlere çok içten çoooookkk güzel bir yıl diliyorum. Çünkü biz bunu hak ediyoruz ;))) 

Sevgiler.. 

Uçan Karavan Şoförü 

3 yorum:

  1. Valla ben sonuna kadar keyifle okudum, o ayakkabıyı da hatırlıyorum. O ayakkabının üstü bu sene dolar inşallah :) Hollanda da bisikletin çok yaygın olduğunu, geçen sene bisiklet aldığımda öğrenmiş, YouTube dan videolar izlemiştim, ne hoş insanlar demiştim :) O yüzden yazını ilgiyle okudum Buket'im, çok güzel anlatmışsın. 2016 bizim yılımız sakıııııın ama sakını unutmaaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnşalllaahh canım benim inşallaahh.. yeni yıl herkesi yenilesin mis gibi huzur sağlık mutluluk aşk meşk cebinde ne varsa versin işte... :)))

      Sil
  2. yaaaaa cok kiskandim ben de istiyorum ...i want to travel all over the world

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...