28 Nisan 2014 Pazartesi

...

Kuşlar diyorum..
Ruhu işgal ediyorlar..
Gel diyorlar gidelim.
Bilmeden cevabını nereye'nin..

Görmediğim yerlerden bahsediyorlar,
Yüzlerden,
Duyuyorum, gülüyorlar,

"Ne de küçük dünyan,
Oysa ufuk dedikleri sadece bir çizgi,
Göremediğin yerleri hayallerine emanet eden,"

Kanat çırpıyorlar, "hadi" der gibi,
Ufuğun ardını anlamam için uçuyorlar,
Artık göremeyeceğim kadar küçülüp kayboldular,
Ama ben biliyorum,
Hayal edemediğim diğer milyon şey gibi,
Hepsi oradalar..


11 Nisan 2014 Cuma

Kaçının mutfakta erkek var! Browni tarifi ;)

Bayanlar, beyleeerr çekilin kenara.. Cengiz Usta size tadını asla unutamayacağınız bir browni yapmaya geldi ;))

Televizyon programlarına bakarsanız şeflerin çoğu erkek. Ama ya yakın arkadaşlarınızdan birini mutfağa soksanız ve browni yaparken izleseniz? Atıp tutmaya gerek yok, biz gülmekten tarifi bile düzgün uygulayamadık.. ;) 


8 Nisan 2014 Salı

Gitmeler..

Bir şehirden neden terk edilir?

* Sizi büyüten aileniz bu şehirde değildir. Karşınıza ailem diyebileceğiniz insan da çıkmamıştır. Duygusal anlamda tek zinciriniz arkadaşlarınızdır.  
* Zaten bu şehre yerleşme planlarınız arasında hiç olmamıştır. Üniversiteyi şans eseri bu şehirde kazanmış, şans eseri iş bulmuş, şans eseri başka bir işle hayatınıza devam etmişsinizdir.
* Her girdiğiniz işe zaten bir gün çıkacağım diye bakmış, her yurt dışı seyahatini kendinizi "son" olarak almışsınızdır.
* Aileniz burada değildir, ailenizden bu kadar uzakta aile kurma fikri sizi hep hüzünlendirmiştir. İş için kaldığınız şehrinizde patronlarınız da her zaman sizi olmadığınız bir insan gibi görmüştür. 
* Yalnız yaşıyorsunuzdur. Hem de Türkiye gibi bir yerde. İnsanlar sizin akşamları eve gidip yastık dikerken film izleyen, kitaplarının arasında hayallere boğulan bir insan olduğunuza inanmaktansa sokakların kraliçesi olduğunuzu düşünürler. Onların düşünceleri umurunuzda mıdır? Hayır hiç olmamıştır.. Ama madem bu kadar yük kaldırılmaktadır, boşuna olmamalıdır, bir mükafatı olduğu bilerek yaşanmalıdır. Nasıl olsa gideceğim diye geçen 6 yıla bir gün daha eklenmemelidir..
* Etrafındaki tiki miki yazlık mekanlarına yılda sadece 6 kez gidersiniz. Bu bir kiranıza eşit uçak bileti masrafıdır. Siz kirayı her ay verirsiniz. Yani yılda toplamda 72 kez bileti cebinizde tutmaktasınızdır.
* Teknoloji gelişmiştir ve her yer birbirine sadece saatlerce uzaktır. Neyi daha çok özlüyorsanız ya da seviyorsanız, ondan kendinizi mahrum bırakmanız bir mazoşistliktir. Peki siz mazoşist misiniz?


Bir şehir neden terk edilmez?

* Havası güzeldir,
* Denizi vardır,
* Gülümseyen insanları somurtan insanlarına oranla daha yüksektir. Tabii bu oran dolaştığınız yerlere göre değişir.


6 Nisan 2014 Pazar

Ey gidi yıllar..

Bu hafta mezuniyetimden 6 yıl sonra diplomama kavuştum. En sevdiğim hocalarımı gördüm. En güzel yıllarımın geçtiği üniversitenin içinde bir o yana  bir bu yana gittim, geldim.. Dokuz Eylül Üniversitesi, Amerikan Kültürü ve Edebiyatı mezunuyum ben. Buca Tınaztepe’de okulumuz. Bundan 10 yıl önce üniversiteye yeni başladığımızda etrafta gezen kuzular koyunlar, dağdan inen ayılar, çalılarda adam öldürmek için bekleyen koca ayağın kuzenin olduğu konuşulurdu. Tamam koca ayağın kuzeni oralarda mıydı onu bilmiyorum ama koyun kuzu görmüşlüğüm var. Görmeyenler için de kanıt olarak zeytin çekirdeği gibi bıraktıkları izleri her yerde oluyordu zaten ;)

Okulda çoğu şeyi değiştirmişler. Kafeterya değiştirilmiş, öğrenciler bizim gibi çocuk gibi değil, kocaman kendinden emin biraz da artis tipler.. Onlar arasında dolaştım, kahvemi içtim, biraz da omuzlarından tutup “bana baaaksanaaa seeennn, kıymetini bil yoksa gelir bulurum seni!” diye korkutmak istedim. Yapmadım tabi.. Ama kötü kötü baktım, artık onlar ne anladıysalar ;))


Mezuniyetimden 6 yıl sonra diplomamı aldım. 6 yıl nasıl geçti diye sorsanız sadece “su gibi”  diyebilirim sanırım. 10 yılımı geçirdiğim İzmir’in bana verdiklerinin haddi hesabı yok. Ama herşeyden önce bana “beni” verdi.. Ben ne istediğimi kim olduğumu öğrendim. 

Hakan hocamız vardı Üniversitede. Hep çekine çekine yaklaşırdım, hiç çekinmez sözü yapıştırır, öyle çivik espirilerle sizinle alay ederdi ki siz yav ne oluyoruz diye garip bir sırıtışla kalakalırdınız. En kalın kitapları en farklı bakış açısıyla inceler, bize ne yapmak istediğini asla pat diye söylemezdi. Biz tembel tembel kafamızı masaya dayadıkça o anlatmaya inatla devam ederdi. Okula gittiğimde üniversite hayatımda hiç girmediğim odasının kapısını çalıp müsait misiniz dedim. Yine kalın bir kitabın içinde kaybolmuş, elinde çikolatası, “hı hıı” dedi sadece. Bu gir ve ne sorucaksan sor oluyordu. “Ben mezunum” diyiverdim bir an. Kesin “eee?” demiştir içinden. Gelmişken sizi görmeden gitmek istemedim dedim, geçtim karşısına oturdum. 6 yıl önce kapısının 10 metre uzağından geçen ben, şimdi karşısına oturup öğrencisinin nerde olduğunu, ne yaptığını sizi, okulu ne kadar özlediğini göreceksiniz der gibi meydan okudum hocama. Evet hala hocam bence.. Başladım anlatmaya, ben anlattıkça o arkasına yaslandı, yaptıklarımdan, mutlu olmamdan ne kadar mutlu olduğunu söyledi. Öğretmen olmadığım için çok sevinmiş. Malum kendisi öğretmen, hiç tavsiye etmiyor;) Öğretmeyi sevdiği her halinden belli ama öğretmen olmak özellikle sınırların dışında bir öğretmen olmak kolay değil. O en iyi şekilde yapanlardan. Konuşurken 6 yıl önce mezun olduğum okulumun bana yararlarından bahsettim. Her şeyi ister istemez sorguladığımdan, kabul etmek yerine önce anlamak istediğimden, yorumlayabildiğimden, sosyal olduğumdan, yeni yeni şeyler görmek, tatmak istediğimden ve bir çok insanın bundan çok fazla rahatsız olduğundan bahsettim.. Mesela kitap yazmak istiyorum dedim. Yazabilirsin dedi. Bu kadar basit. Ben bunları anlatırken yüzünde garip bir gülümseme de oluştu. Böyle düşündüğüm için, mutlu olduğum için ne kadar mutlu olduğunu, iyi ki uğradığımı, ne zaman istersem mail atabileceğimi, beni ziyaret edebileceğini söyledi. Resim bile çekindik. Ben ondan öneri olması için kitap istedim, tüm Shakespeare’lerin de olduğu, derste okuttuğu up uzun  bir liste verdi. Başka bir şey olursa yaz bana. Hiç çekinme dedi. Yazıcam tabi, hem de uzun uzun yazıcam ondan da kısacık bir cevap gelicek belki. Ama yine de yazmaya değer bir cevap olacağı kesin..

O yılları çok özlüyorum, ama en önemlisi, o yılları gülümseyerek hatırlıyorum.. Durmadan öğrenmek, yeni yerlerde yeni insanlarla tanışmak, çalışmak, yorulmak ama en önemlisi hayata bir gülümsemeyle meydan okumak istiyorum.. Kendimce okuyorum da.. ;)

Düşünsenize bir.. Siz burdan sadece ruhunuzu alıp gittiğinizde, dünyadan bir şekilde mezun olduğunuzda, karşısına geçip sizi bekleyenin, ben bunları bunları yaptım diye anlattığınızı.. Anlattıklarınızdan size gururla baktığını, böyle yaşadığına çok sevindim, mutlu olmana çok mutlu oldum dediğini. Ve size parlayan bir kağıtda, isminizin hemen altında “hayatını kendisi ve etrafındakiler için en güzel şekilde yaşamış ve mezuniyetine hak kazanmıştır” yazdığını.. Belki gerçekten yazıcaktır, kim bilir.. ;))

Her gecen gun daha guzel bir hayatimiz olsun, da bizim elimizde zaten ;)

Buket

3 Nisan 2014 Perşembe

MiM ;)



Etrafı dinlemeyi denediniz mi hiç? Karışmadan sadece dinlemeyi.. Rüzgarı, kuşları, insanları hatta.. Bu aralar dinlemedeyim. Yüzümü güneşe dönüp gülümseyerek olanları dinliyorum. Bir şeyler oluyorsa hayatınızda inanın siz izin verdiğiniz için oluyordur. Olmasına izin verdiğiniz şeylerin sizler için iyi ya da kötü olduğunu anlamanız için biraz zaman vermeniz gerekir.. O an sizi korkutan bir şey sonradan size cesaret verebilir.. Sizi üzen şeylerin sonradan sizi mutlu edebileceği gibi.. Sabredip neler olacağını görmek, yeni şeyler yaşamak.. “Yaşamak” demektir..

Uzun zamandır yazmadığım için ilk önce içimdekilerden bahsetmek istedim.. Asıl konumuz çok çok sevdiğim Özlemin sorularını cevaplamak.. Birazcık geç oldu ama o kusura bakmaz biliyorum ;)

1-Bloğun adı neden Uçan Karavan?
Çünkü bana ait bir yer varsa burası orası.. Burda karavanım olabilir, benzinle çalışmaktansa kuşlar gibi uçabilirdi.. Sanırım hayal etmek için kendime bir yer arıyordum. Ama bir şehir bir ev değil.. Öyle sabit kalmamalıydı.. İstediğim zaman beni dünyanın bir ucuna götürmeliydi.. Ne yalan söyleyeyim götürdü de..  

2-Hayat felsefem..
Gülümse ve gülümset! Yaşadığım kötü olaylarda bile gülümseyecek şey bulabilirim (valla  buluyorum J). Tabii ben gülümsüyorsam yalnız olmaz bu iş.. Gülümsetmek de önemli. Sevdiklerinizin gülümsemesini izlemekten daha güzel bir manzara olamaz.
Ayrıca yaşadığım herşeyi değerlendiren vicdanım. Kendimle kaldığımda keşkelere, pişmanlıklara boğulmuyorsam huzurluyumdur. Kimseyi kırmadığım sürece de pişmanlıklar tarafından çok da rahatsız edildiğim söylenemez.  

3-Kendim hakkında 3’u doğru 4 şey;
*Kolumda benlerden oluşan büyük ayı yıldız kümesi var. Sadece kuyruğun son beni biraz daha solda ;)
*Herhangi bir filmi izlemeye, kitabı okumaya başladığımda dünyadan tamamen kopuyorum. Konu aksiyonsa uçup havada takla atmış gibi, daha çok romantikse aşık olmuş gibi hissettiğim de doğrudur.
*Bir çok erkekten daha cesur olduğumu düşünmüşümdür hep.. Belki onun için çoğu erkeğe tahammülüm yok.
*Süpermanın uçtuğuna hiç inanmadım. Belki hızlı koşuyordu ama uçmadığını hep biliyordum.  

4-İlk anım..
Aslında bir kaç tane var ve hangileri daha önce yaşandı hatırlamıyorum.. Bir tanesi, Ankara’dan Düzce’ye giderken yolda abimin kucağında uyuduğum. Arada gözlerimi açtığımda otobandaki ışıkları görürdüm. Sonra kafayı abimin konforluğu kucağından kaldırıp anneme ne kadar kaldı derdim.. Cevap önceleri azı bitti çoğu kaldı olurdu, sonraları çoğu bitti azı kaldı.. 2 saatlik yolda bunu belki 10 kez yaptığımı annemin de hiç bıkmadan cevap verdiğini hatırlıyorum..

Yine aynı yolda abim eklerin o kocamanlarından yerken (çok severdik hala severiz;)) ön süt dişi eklerin üstünde kalmıştı. Nasıl şok olup korktuğumu çok iyi hatırlıyorum. Abim dökülüyordu! ;))
Her mim sonrası, şimdi bir masada şu sorulara kahvemiz eşliğinde cevap veriyor olsaydık be diyorum.. Her mim sonrası.. :)

Bu arada anlatacak şeyler biriktiriyorum, unutmuyorum yani ;)) 

İyi geceler, 

Buket 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...