24 Kasım 2013 Pazar

Hoşçakal eski dostum..

Merhaba.. 

Aslında tam da sana demek istediğim şeyle başladım. Sanki ilk kez tanışıyormuşuz gibi, gayet anlamsız bir "merhaba"..
Uzun zamandır seni düşünmüyordum. Sanki bir şekilde sana kızgınlığım, kendimi tüm olaylarda haklı görmem, seni hayatımdan silmişti. Hayatımdan sen silinince benim hatalarım da silinmişti. Orası, içindeki herkes silinmiş, beni üzen tüm olaylar gitmişti. Orası benim için ayrıydı biliyorsun. Aslında bunu sana anlatmama gerek bile yok. Orada gözlerimi açtım ve kendimi buldum. Ya da kendimin ilk versiyonunu buldum. Sonra garip bir şekilde orası evim oldu. Oradan ayrılırken, canımın ne kadar yandığını belli etmemiştim. Ama en çok canımı yakan, ben oradan ayrılırken “senin gitmen belki de benim için iyi bile olur” demen olmuştu.. Belki sen kendini avutuyordun, belki her şey üst üste gelmişti. Belki de biz dost olmamıştık hiç, sadece yalnızlığımızdan birbirimize tutunmuştuk. O kadar belki var ki aklımda..
Şimdi neden sana bunları yazdığımı soruyorsundur. Neredeyse bir yıl oldu. Aaa bu arada bugün 23.11.2013. Ben kendimi tanıyorsam sana bu yazı mektup, ya da mail olarak bugün gelmez.. Ama bir gün başarıp da buradan ayrılırsam sana kesinlikle ellerimle veririm.. Evet hala gitmek istiyorum. Ama sanırım içimden hiç gitmeyecek bir duygu bu. Belki bir gün birini sevip, onun etrafını evim olarak görür, asla ayrılmak istemem olduğumuz şehirden.. Bu olmadığı sürece sanırım her şehirden bir süre sonra gitmek isteyeceğim..
Yine dağıldım.. Neden yazıyorum sana bunları? Çünkü artık bir daha eskisi gibi olamayacağımızı biliyorum. Ve bunda beni en çok üzen sana veda edememiş olmak. Ne kadar kızgın, kırgın olsan da veda etmek lazımmış gibi. Sanki veda edemezsen anılar seni kovalar, nefes aldırmaz gibi.. Veda ediyorum ama hala baş ucumda bana yaptığın kutu duruyor. Üstünde resimlerimiz olan. “Canım Arkadaşım..” ile başlayan, belki bin defa okuduğum cümlenin tam üstünde duruyor bana aldığın lamba. O cümleyi görmeyeyim diye.. Ne yalan söyleyeyim içim acıyor görünce..
Geçenlerde kendime bir albüm yaptım. Hayatımdan silinen insanların resimleri de içinde.. O resimlerin içinde en mutlu resimler seninle resimlerimiz. El ele tutuşmuşuz, kocaman gülümsemişiz bir resimde. Diğeri ben yeni yeni araba kullanırken, bizimkilerden izin alıp İnciraltı’na gittiğimiz zaman çekilmiş. Hani şip şak 1TL’lik resimler var ya.. İşte onlardan. Herkesin hep çirkin çıktığı o resimlerde biz çok güzeliz.. Resimlerin en güzel yanı da bu zaten. O resim asla çirkinleşmeyecek, o gün her zaman güzel kalacak..
Bu blokta en çok senin katkın var.. Adını birlikte bulduk. Tamam aslında daha çok sen buldun.. Hala okuyor musun bilmiyorum.. Ama buradan daha anlamlı bir yer olamazdı sana veda etmek için. Veda çok acı değil mi? 9, 10 aydır ayrı olsak da sana şimdi, resmen veda etmek acı.. Ben tüm resimlerimizi saklıyorum. Cundayı, Çeşme kaçışlarımızı, ofiste saçma sapan çekilen resimlerimizi.. Sadece o değil. İki yıl önce doğum günümde aldığın kaktüsler hala yaşıyor, itinayla su vermeyi unutsam da ordalar. Salonumun köşesindeler. Baş ucumda lambanla uyuyorum.. Geçenlerde çok hastalandım. Kendime baktım. İyileştim.. Yine aklıma geldin..
Şimdi bir veda bu kadar acı veriyorsa neden veda, zamanında niye aklına gelmedi diyeceksin. Ben son zamanlarda sevginin ayrı bir şey olduğunu öğrendim. Kırgınlıklar arasında yaşayabiliyor. Ama asla eskisi gibi olmuyor. Ben sana olan kırgınlıklarımı tam 10 ay sonra atabildim. Atmak değil. Dindirdim diyelim. Artık durup durup aklıma gelip, kalbimi hızlandırmıyorlar. Ama ordalar biliyorum. Sana olan sevgim gibi, sana olan kırgınlıklarım da ordalar. Bu yüzden hepsini kenara koymak, veda etmek en iyisi. Veda etmesem seni gördüğümde hangisinin daha ağır basacağını bilmiyorum.. Sadece o değil ben daha fazla kırılmaktan da korkuyorum. Sen demek, çok şey demek.. Onların hepsi geride kalınca ben daha iyiyim..
Büyüyoruz ve her şeyi yanımızda sürükleyemiyoruz.. Ben sadece seni bırakırken gülümsemek istedim.. Burasının benim için ne kadar özel olduğunu biliyorsun.. Sen de öylesin. Hep olacaksın.. Bir gün çok mutlu olduğunu duyduğumda ben de senin kadar mutlu olacağım.. Senin de aynı şekilde mutlu olmamı isteyeceğini biliyorum.. Şimdilik huzurluyum. Umarım aynı şekilde huzurlusundur..
Her şeyi bırakıyorum.. Sadece resimler var.. Albümünün bir köşesinde, ellerimden tutan, kocaman gülümseyen o kızı bir gün sorarlarsa çok eski bir dostum diyeceğim ve devam edeceğim.. Şimdi çok mutlu.. Hak ettiği gibi..


Hoşçakal..
Buket  

16 Kasım 2013 Cumartesi

Durma, Albüm Yap Kendine! ;) (DIY)

Küçüklüğümden beri fotoğraf çekmeyi seviyorum ben. Saçma sapan ne resimlerim var anlatamam. İtiraf etmem gerekirse etrafımdaki çoğu insanı bezdirmişliğim de var. Ama sayemde herkesin booll bol anısı var diyip sıyrılıyorum, devam ediyorum milyar tane poz verdirtmeye ;)

Resimler, yazılar.. Aslında genel olarak anılar çok önemli benim için.. Benim gibi çoook önem veren insanlar biraz özel bir albüm isteyebilirler. Bgn bir sürü resim çıktı aldıktan sonra evde güzel albüm olmadığını fark ettim. Aldım eski albümlerden birini başladım kendimce özelleştirmeye ;)


Eski albümün kabını çıkardım, evdeki kartonlardan birini ölçüp kestim. Sonra yapıştırdım albüme.. Çok uğraştığım söylenemez yani ;))
 Sonraaaaa.. Minicik dokunuşlarla başladım anılarıma.. Evet o geminin kaptanı benim minik halim.. Deniz kenarında pembe bikinisi, mavi şapkasıyla garip garip sırıtan çocuk da benim.. :))
 Albümün kapağı da bana özel tabii ki.. ;)

Çok garip.. Eski albümdeki resimleri teker teker düzenledim bugün. Şimdi hiç görüşmediğim insanların resimlerine daha bir yakından baktım.. Bazıları kızgın olduğundan uzak, bazıları mesafeler yüzünden.. Ama hepsinin resimleri duruyor hala albümde. İlkokuldan, liseden, yazlıktan, üniversiteden, ilk iş yerimden.. Herkesin resmi gülümseyerek eklendi albümüme.. İşin garip yanı ben bazılarına kızgın olduğumu sanıyordum. Meğer resimlerini hayatımda isteyebileceğim kadar da sevgi barındırıyormuşum içimde onlara. Ne güzel, ayrıldıklarıma gülümseyerek veda etmişim meğersem.. Hiç olmazsa içimden ;))

Tüm anılarının yüzünü güldürmesi dileğiyle sevgili okur! ;)

Buket

15 Kasım 2013 Cuma

Sleeping at last // Learning Curve

Bugün "bir yıl"dan bahsettik.. Neler götürdüğünden, neler getirdiğinden.. Bir yıl o kadar kısa bir zamanmış ki.. Sanki sadece bir gün gibi..

Böyle başladığıma bakmayın. Sadece güzel bir şarkıyı sizinle dinlemek istedim..

Mum eşliğinde..

En kalın battaniyenin altında..


Ve itiraf ediyorum. Eğer bugün İzmir'de yağmur yağmasaydı bu post hiç olmayacaktı..
Buket

12 Kasım 2013 Salı

Sen de Sebastian.. Ay pardon Sezar..

İş güç o kadar yoğun ki bırakın DIY projesi yapacak isyan edecek zamanım kalmadı. Bi boğaz ağrım eksikti, sağolsun o da yetişti. Sonbahar millete çınar ağaçları altında birlikte yürüyecekleri sıcacık eller verirken bana buz gibi rüzgar eşliğinde sürekli sızlayan bir boğaz armağan etti. Buradan sonbahara da teşekkürlerimi sunuyorum. 
Şu sıralar Thylolhot'ıma su koycak insanım yok desem abartmam yani. Ama işin garip yanı, bu yalnızlık gittikçe güzelleşmeye başladı. Sanki şimdi insanların arasında boğulmuyormuş gibi yapmama gerek yok. Ya da içimden geldikçe sevdiğini zannettiğim insanlara hevesle hediyeler hazırlamama gerek yok. Yanlış anlaşılmasın uzun duvarlar ördüğüm yok. O kadar değil. Sadece adım atarak girilen sınırlarımı biraz yükselttim sanırım. Şimdiki sınırlar balkon muhabbeti gibi. Hafif yükselttiğim duvarıma dirseklerimi dayayıp yüzelsel muhabbetimi yapıp baktım olucak gibi diil, içerde yemek var neyse sonra görüşürüz diyip sıyrılabiliyorum. Bu formülün 27 yıl sonra aklıma gelmiş olması ya da bunu benimsemiş olmam da ayrı tabii. 
Biraz kaçıyorum anlayacağınız. Herkesten, ailem ve çok çok sevdiklerim hariç, herkesten. 


Sonuç : 
#1 Menfaati için sevimli gözüküp aslında hep bana hep bana diyenlere "al sana" diyip çekip gidebildim sonunda. Yani umarım. Bakalım ne kadar daha "kendini düşünen" bir insan olabileceğim.
#2 Aslında çok haklılar. Şans eseri sevdiğimde kırılmıyorum, paramparça oluyorum. Bu yüzden ya dur demeli, ya da sizi elbet toparlayacağını bildiğiniz insanlar için paramparça olmalı. Denemelerimi yapıyorum. 
#3 Tyhlolhotıma suyumu koydum. Şimdi de üfleye püfleye içiyorum ;) 
#4 Hey sen! Bana mı yazmış diye düşünüyor olabilirsin. Düşünme! Yazıların her biri sadece ve sadece bana beni anlatmak için yazdılar.. Bir de benim gibi kendini yazılarda bulmaya çalışanlara. 

Buket 

10 Kasım 2013 Pazar

Unutmayacağız..

Bir millet düşünün. Yıllar önce yaşamış önderlerini hala gözleri yaşlı anıyor. Aramızda kaç kişi onu yaşarken görmüş, kaçı sesini kayıtlar dışında duymuştur? Çok azımız. Buna rağmen yıllar önce attığı adımlarla bizi biz yapan adam olduğu için hala sevilmekte ve unutulmamaktadır. Onun önderlik ettiği yol ne dindarlığın arkasına sığınmış yobaz fikirler, ne de avrupa, amerika özentiliğinin gölgesinde atılan yapay adımlar içermektedir. Bu yüzden hala onun yolunda ilerlemek bir gururdur. Bu yüzden hala onun yokluğu bizlerin içini sızlatır. 

Biz, Türk milleti, aslında dünyadaki en şanslı milletlerindeniz. Çünkü hiç bir millet önderi tarafından bu kadar sevilip, bu kadar gurur duyulmamıştır da.. Her sözünde Türk milletini sahiplenmiş, vatandaşlarından övgü dolu sözlerle bahsetmiştir Atatürk... Ayırmamış, hepimize inanmıştır. İşte bu yüzdendir ki, kökeni ne olursa olsun gerçek bir Türk, önderini asla unutmaz, unutamaz.. 

Küçüklüğümüzde her sabah onun açtığı yolda ilerleyeceğimize söz verirdik. Hala aynıyız. Yine bağıra bağıra bu yolu terk etmeyeceğimizi söylüyoruz.. Bu yol kendini durmadan geliştirme yolu.. Bu yol inancını hiç kimseye şart tutmadan yaşama yolu. Bu yol bizlere inan bir önderin yolu.. Bize siz çalışkansınız, çalışın, zekisiniz kafanızı kullanın, birlik ve beraberlik olmadan hiçsiniz, ayrılmayın diyen bir önderin yolu. Bu yolu terk etmeyeceğiz.. Ve Atam.. Seni asla unutmayacağız.. 



"Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da
muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri
yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk
milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve
çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda,
elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir."
Onuncu Yıl Nutku
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...